felaket bir Ceza Genel Kurulu kararı

 

*... Mahkemesi hâkimi olan sanık ...'ın anılan mahkemenin 2013/442 esas numaralı dosyası kapsamında yaptığı yargılamada; 06.02.2013 tarihli ek karar ile usul ve kanuna aykırı olarak belirli bir rakam yazmayıp ve teminat alınmasına da karar vermeksizin katılanlar olan davalıların tüm mal varlıkları üzerine “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına”, 22.04.2013 tarihli ek karar ile de; mahkemenin 2013/442 esas numaralı dosyası ile birleştirilmesine karar verilen ...Mahkemesinin 2013/267 esas numaralı dosyasında ihtiyati haciz talebi üzerine belirlenecek oran üzerinden teminat alınmasına karar vermeksizin, davacının alacak miktarı olan 8.000.000 TL’yi karşılar nitelikte katılanlar olan davalıların mal varlıkları üzerine “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” karar verdiğinden ve davacı vekilinin 31.01.2013 tarihli dilekçesinde 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesini göz ardı ederek harca esas dava değeri olarak gösterdiği 2.082 TL üzerinden dava masrafları aldığından bahisle görevini kötüye kullandığı iddia ve kabul edilen olayda;

... Mahkemesinin 2013/442 esas numaralı dosyasında 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesine aykırı olarak davacı şirket dava dilekçesinde harca esas dava değerini 2.082 TL göstermiş ve sanık tarafından “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” karar verilmiş ise de dava değeri olan 2.082.000 TL üzerinden eksik harcın söz konusu kararın verilmesinden sonra tamamlatıldığı dikkate alındığında kamunun bir zararına neden olunmadığından söz konusu bu eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmadığı gözetilerek;

Son soruşturmanın açılması kararına konu edilmemekle birlikte dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre, davacı şirket vekillerinin aynı konuda harca esas dava değerlerini değişik göstererek veya davalıları birbirinden farklı bildirerek 30.01.2013 tarihinde bir, 31.01.2013 tarihinde ise iki kez dava açtıkları, son açılan davanın sanığın yetkili olduğu mahkemeye tevzi edilmesinden yaklaşık bir hafta sonra, ilk açılan davada “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” dair kararlar verildikten yaklaşık iki hafta sonra ise ikinci açılan davadan tebligat işlemleri yapılmadan feragat dilekçeleri verdikleri dikkate alınarak  yapılan incelemede;

Olay tarihinde 40 yıllık meslek tecrübesi olan sanığın “ihtiyati tedbir” ve “ihtiyati haciz” kararlarının koşul ve sonuçlarını bilip buna göre hareket etmesi gerektiği hâlde; müstemir yetkisinde olan ...Ticaret Mahkemesinin 2013/442 esas numaralı dosyası kapsamında davacı …. Ltd. Şti’nin davalılar olan katılanlar …, …, …, … ve … aleyhine açtığı alacak davasında sanık tarafından 06.02.2013 tarihli kararla davacının tedbir talebi yerinde görülerek, davalıların tüm mal varlıkları üzerine “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” karar verilmiş ise de; 2004 sayılı İİK'nın 257/1. maddesinde ihtiyati haczin şartlarının sınırlı şekilde düzenlenmiş olması, aynı Kanun’un 258. maddesi uyarınca alacaklının alacağı ve haciz sebepleri hakkında kanaat getirecek deliller göstermeye mecbur olması, anılan Kanun’un 259. maddesi uyarınca ihtiyati haciz isteyen alacaklının teminat vermeye mecbur olup ancak alacağın ilama dayanması hâlinde teminatın aranmaması, alacağın ilam mahiyetinde bir belgeye dayanması hâlinde ise mahkemenin teminata lüzum olup olmayacağını takdir edeceğinin düzenlenmesi, dava dilekçesi ekinde bulunan belgenin ilam niteliğinde belge olup davalı şirketin 2.082.000 TL borcunun olduğuna ilişkin ikrar içeren bir belge bulunduğundan teminata hükmetmediğini sanık savunmuş ise de, söz konusu noterde düzenlenen davalı tarafın ihtarnamesinin “Bugüne kadar tarafınıza, mezkur sözleşme kapsamında toplam 2.082.000 TL ödeme yapılmış olup 10.418.000 TL bedelli 18 adet çekiniz de karşılıksız kalmıştır.” şeklinde olup buna göre; ödemesi yapılan miktarın belirtildiği ve ödenen veya ödenmeyen kısımların belirlenmesinin yargılamayı gerektirecek olması karşısında sanığın savunmasının yerinde olmaması, kaldı ki ilam mahiyetinde bir belge bulunması durumunda dahi mahkemenin ihtiyati haciz kararı verirken teminata gerek olup olmadığını takdir edecek olması dikkate alındığında teminat alınmaksızın ihtiyati haciz kararı verilemeyecek olması, sanık tarafından “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” ilişkin verilen kararın ihtiyati haciz kararı olduğu gerçeğini değiştirmeyecek olup ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin yasal unsurlarının 6100 sayılı HMK’nın 389. maddesinde açıkça sayılıp bu konuda hâkime geniş bir takdir yetkisi verilmemesi, sanığın ihtiyati tedbir kararı verme kastıyla hareket ettiği düşünülse dahi HMK’nın 392. maddesindeki düzenleme uyarınca ihtiyati tedbir talep edenin teminat göstermek zorunda olup kanunda sayılı hâllerde teminat alınmaması hâlinde mahkemenin bunu gerekçesinde açıkça belirtmesinin gerekmesi, usul ve kanuna aykırı olarak 06.02.2013 tarihinde ihtiyati haciz kararı verilmesi sonrasında davacı vekilince 17.04.2013 tarihinde 8.000.000 TL cezai şart alacağı için katılanlar olan davalılar aleyhine yeni bir dava açılıp tedbir talep edilmesi üzerine ...Mahkemesinin 2013/267 esas numaralı dosyasının sanık tarafından yürütülen dava dosyasıyla birleştirilerek yine teminat alınmaksızın davacının alacak miktarı olan 8.000.000 TL’yi karşılar nitelikte davalıların mal varlıkları üzerine tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına karar vererek sanığın benzer şekilde usul ve yasaya aykırı hareket etmesi, davalı olan katılanların tüm mal varlığını etkileyecek kararın verilen ihtiyati haciz kararı olup sanığın birleşen dosyada da benzer şekilde hareket edip ihtiyati haciz kararı vermek kastıyla hareket etmiş olması birlikte değerlendirildiğinde; sanığın görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle davalı konumunda olan katılanların mağduriyetine neden olduğundan görevi kötüye kullanma suçunu işlediği anlaşılmaktadır.

 Öte yandan sanık usul ve kanuna aykırı olarak, davalı şirketin mal varlığı üzerine değişik zamanlarda iki ayrı kararla ihtiyati haciz uygulaması sağladığından sanık hakkında  TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanma koşulları oluşmasa da; sanığın hukuki anlamda bir fiili ile katılanlar …, …, …, … ve …’ın mal varlıkları üzerinde “tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı uygulanmasına” hükmettiğinden TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlediğinden sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.

 Bu itibarla Özel Daire kararının sanık hakkında TCK’nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. CGK 4/7/2022 gün, 2021/5.MD-297 Esas, 2022/509 Karar,

İhtiyati haciz kararı, şartları, hakimin savunması tartışılmamış....

Hukuk daireleri de Ceza Genel Kurulu üyeleri aleyhine tazminata hükmederse ne olacak?

demek ki hükmedilmesi lazım. 

Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çıkan ihlal kararları nedeniyle, bu karara atıf yapılarak ya da bu karar hatırlanarak Yargıtay, Ceza Genel Kurulu üyeleri hakkında devlet tarafından ödenen tazminatlar için rücu kararı verilmeli....






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uluslararası Ceza Hukuku